Gabriela Hearst, İlkbahar/Yaz 2026 koleksiyonunda dokuma kumaşların yüzde 97’sini önceki sezonlardan kalan stoklardan seçti. Koleksiyon, lüks modada yeniliğin her zaman yeni malzeme gerektirmediğini gösteriyor.
Sürdürülebilir moda çoğu zaman yeni nesil malzemeler üzerinden anlatılıyor: bitki bazlı deri alternatifleri, laboratuvarda geliştirilen lifler ve geri dönüştürülmüş iplikler… Gabriela Hearst ise daha basit bir sorudan yola çıkıyor: Depoda zaten nitelikli kumaşlar varken neden yenisini üretelim?
Paris Moda Haftası’nda Ekim 2025’te sunulan İlkbahar/Yaz 2026 koleksiyonu bu yaklaşımın en güçlü örneklerinden biri oldu. Markanın açıkladığı verilere göre koleksiyondaki dokuma kumaşların yüzde 97’si, toplam üretimin ise yüzde 83’ü önceki sezonlardan kalan deadstock malzemelerden hazırlandı.

Koleksiyonu Laura Dern açtı. Tarotun “İmparatoriçe” kartından ilham alan elbisesi 2.400 el yapımı deri çiçekten oluşuyordu. Defilenin asıl yeniliği ise gösterişli işçiliğin arkasındaki malzeme kararıydı: Marka yeni dokuma kumaş satın almak yerine elindeki stokları kullanmayı seçmişti.
Deadstock tam olarak nedir?
Deadstock; üretim fazlası, iptal edilen siparişlerden kalan veya önceki koleksiyonlarda kullanılmayan kumaş ve malzemeler için kullanılan bir sektör terimi. Kullanılmamış olmaları kalitesiz oldukları anlamına gelmiyor. Sorun çoğu zaman miktar, renk ya da sezon planıyla uyuşmamaları.
Bu malzemeleri değerlendirmek yeni kumaş talebini ve eldeki stokun atığa dönüşme riskini azaltabilir. Ancak deadstock tek başına “sıfır atık” veya çevresel etkisi olmayan üretim anlamına gelmez. Kumaşın ilk üretimindeki su, enerji ve kimyasal kullanımı ortadan kalkmaz; kesim atıkları, aksesuarlar, işçilik ve lojistik etkileri de devam eder.
Bir başka tartışma da izlenebilirlik. Kumaşın içeriği ve kaynağı açıkça belgelenmediğinde deadstock etiketi doğrulanması zor bir pazarlama ifadesine dönüşebilir. Ayrıca fazla üretimi düzenli bir hammadde kaynağı olarak görmek, endüstrinin stok fazlası sorununu normalleştirme riski taşır. Bu nedenle en güçlü model, deadstock kullanımını daha doğru üretim planlaması ve şeffaf veriyle birlikte ele almak.


Tasarımı tersine çevirmek
Geleneksel üretimde önce koleksiyon tasarlanır, ardından istenen renk ve miktarda kumaş sipariş edilir. Deadstock yaklaşımında süreç tersine döner: Tasarımcı önce mevcut malzemeyi görür; koleksiyonun renklerini, hacmini ve parça sayısını buna göre belirler.
Bu yöntem özellikle lüks moda için hem avantaj hem sınırlama yaratıyor. Az miktardaki özel kumaşlar sınırlı üretim ve zanaat anlatısını güçlendirebilir. Buna karşılık aynı ürünü yüksek adetlerde tekrarlamak zorlaşır. Deadstock, hızlı ve sınırsız büyümeye değil; küçük ölçekli, esnek ve iyi planlanmış koleksiyonlara daha uygun.
Hearst’ün SS26 koleksiyonundaki asıl başarı da burada. Malzemenin geçmişini saklamak yerine tasarımın parçası hâline getiriyor; “depo fazlası” algısını kalite ve işçilikle yeniden tanımlıyor. Lüksün değerini malzemenin ne kadar yeni olduğundan çok, nasıl seçildiği ve dönüştürüldüğü üzerinden kuruyor.
Tek koleksiyonluk bir hamle değil
Deadstock kullanımı Hearst için yeni değil. Markanın sürdürülebilirlik zaman çizelgesine göre 2017’deki ilk defilesinde koleksiyonun yaklaşık yüzde 30’u mevcut stoklardan hazırlanmıştı. Sonraki yıllarda bu oran yükseldi; SS26 ise markanın bugüne kadarki en kapsamlı uygulamalarından biri oldu.
Hearst, 2020 ile 2023 arasında Chloé’nin kreatif direktörlüğünü de yürüttü. Bu dönemde Chloé, 2021’de B Corp sertifikası alan ilk büyük lüks moda evlerinden biri oldu. Tasarımcının kendi markasında ürünlerin köken ve bakım bilgilerini dijital kimlikle izleme çalışmaları da malzeme kullanımını şeffaflaştırma arayışının bir parçası.
Avrupa’da stok fazlasına yeni kurallar
Deadstock tartışması artık yalnızca marka tercihlerinden ibaret değil. Avrupa Komisyonu’nun verilerine göre Avrupa’da satılmayan tekstil ürünlerinin yüzde 4 ila 9’u hiç giyilmeden imha ediliyor. AB’nin Sürdürülebilir Ürünler için Ekotasarım Tüzüğü kapsamında, büyük şirketlerin satılmayan giyim ve ayakkabıları imha etmesine yönelik yasak 19 Temmuz 2026’da uygulanmaya başlayacak. Şirketler ayrıca elden çıkardıkları satılmamış ürün miktarlarını standart bir formatta açıklamak zorunda olacak.
Bu düzenleme stok yönetimini, yeniden satış, bağış, yeniden üretim ve malzeme kullanımını markalar için daha önemli hâle getiriyor. Deadstock koleksiyonları da bu araçlardan biri; fakat fazla üretimi önlemenin yerini tutmuyor.
Türkiye için fırsat nerede?
Güçlü tekstil üretim altyapısı Türkiye’de deadstock odaklı küçük koleksiyonlar için potansiyel yaratıyor. Ancak fabrikalarda biriken kumaş miktarına ilişkin kamuya açık, düzenli ve güvenilir veri bulunmaması önemli bir eksik. İlk adım, stokların ölçülmesi ve içerik, miktar, renk ile sertifika bilgilerini içeren erişilebilir malzeme arşivlerinin kurulması olabilir.
Bağımsız tasarımcılar için yerel üreticilerle sınırlı adetli kapsüller geliştirmek, büyük markalar içinse mevcut stokları şeffaf biçimde raporlamak uygulanabilir başlangıçlar. Avrupa pazarına çalışan üreticiler açısından izlenebilirlik ve döngüsellik yalnızca iletişim konusu değil, giderek daha belirleyici bir rekabet alanı.
Gabriela Hearst’ün koleksiyonu tek başına moda endüstrisinin atık sorununu çözmüyor. Fakat güçlü bir tasarım sorusu ortaya koyuyor: Yenilik, her sezon yeni bir malzeme üretmek mi; yoksa elimizde olanı daha iyi görmek mi?





